İskambil kagıtlarının sırrı

Ekim 14, 2009

Oyun kartlarının nerede ve ne zaman ortaya çıktığı tam olarak bilinmiyor. 7. ve 10. yüzyıllar arasında Çin’de ortaya çıktığı ve 13. yüzyılda Marco Polo tarafından Avrupa’ya getirildiği tahmin ediliyor. Hindistan’dan veya Arabistan’dan geldiğini ileri sürenler de var ama bugünkü şekilleriyle kullanılmalarının 14. yüzyıl Fransa’sına dayandığı kesin gibi. O tarihlerde, Fransa’da dört sınıf vardı ve iskambil kağıtlarındaki kupa, maça, karo ve sinek bu dört sınıfı temsil ediyordu. Kupa bir kalkanı andıran şekli ile asil sınıfı ve kiliseyi, maça bir mızrağın ucunu çağrıştıran şekli ile orduyu, karo ticari deniz işletmelerinin eşkenar dörtken kiremitlerinden esinlenerek orta sınıfı, sinek ise yonca yaprağına benzeyen şekli ile köylüyü temsil ediyordu. Bugün briç, poker veya benzeri oyunlarda, kupanın en değerli, sineğin ise en değersiz kart Olmasının nedeni işte bu sınıflamadır. Aslında bizde papaz adı verilen kartın adı İngilizce’de kral (king), kızın ise kraliçedir (queen). Vale veya oğlan için ilk zamanlarda düzenbaz anlamına gelen ‘knave’ kelimesi kullanılırken, günümüzde ‘jack’ ismi kullanılmaktadır. Yani yabancı kartlarda kral ve kraliçe evli iken, bizde biraz yaşlı görülerek krala papaz adı verilmiş, kraliçeye de ‘kız’ denilerek oğlana layık görülmüştür. Bazı ülkelerde oyun kartlarında değişik isim ve semboller kullanılmasına rağmen, en yaygın olanı Fransızların kullandıklarıdır. Fransızlar ‘maça’ şeklini mızrağa benzeterek ‘pique’ adını vermişlerdir. İngilizce’de ise aynı anlamdaki ’spades’ kelimesi kullanılmaktadır. Her ne kadar bir kalkanı andırdığı için asil sınıfı temsil ettiği ileri sürülse de ‘kupa’ klasik bir kalp şeklidir. Bu nedenle Fransızlar ona ‘coeur’, İngilizler ise ‘heart’ adını vermişlerdir. ‘Karo’ için Fransızca’da kare anlamındaki ‘carreau’ kullanılırken İngilizler elmas anlamındaki ‘diamond’u tercih etmişlerdir. Bizim ’sinek’ dediğimiz şekil ise çok açık üç yapraklı bir yoncadır. Fransızlar bu anlamdaki ‘trefle’ kelimesini kullanırlarken, İngilizler ‘club’ (kulüp) ismini kullanmışlardır. İşte bu nedenle briç oyuncuları ‘maça’ya ‘pik’, ‘kupa’ya ‘kör’, ’sinek’e de ‘trefli’ derler, zaten aslına uygun olan ‘karo’yu da olduğu gibi kullanırlar. Birli, papaz, kız ve oğlan için kullanılan as, rua, dam ve vale isimleri de yine Fransızca karşılıkları As, Roi, Dame ve Valet kelimelerinden dilimize geçmiştir.

www.forumover.com

Reklamlar

Kılıçı nasıl yutuyorlar ?

Ekim 13, 2009

İster inanın, ister inanmayın gösterilerde
kılıcı yutanların yaptıkları numara sahte değildir. Gerçekten kılıcı yutarlar.
Ana problem gırtlak adalelerini rahatlatmayı öğrenmek, böylece yutkunmaya mani
olmaktır. Bu özellik haftalar boyu süren egzersizlerle kazanılabilir. Kılıcın
boğazı kesme ihtimali yoktur, çünkü her iki tarafı da keskin değildir, yani
kördür. Kılıcın ucu sivri gibi görünür ama midenizin tabanına ulaşamayacak boyda
bir kılıç seçerseniz bu da problem yaratmaz.

Kılıç ve alev yutmanın büyük ustalarından Dan Mannix, bu konuda 1951 yılında bir
kitap bile yazmıştır. Mannix bu işi başarabilmek için haftalar boyunca, günde en
az bir saat, kesme ihtimali olmayan bir kılıç ile çalıştığını söylüyor. Birinci
problem yutkunma refleksinden çıkmış. Yine haftalarca öğle yemeği yemeyerek,
kılıç boğazdan girerken boğazın büzüşmesi problemini halletmiş. Sonunda bir gün
kılıcı sokarken boğazı gevşeyebilir hale gelmiş.


Mannix işin en zor yanını geçtiğini zannederken esas zorlukla Adem Elma’sı
denilen yerin arkasında karşılaşmış. Oradaki kıvrımı da geçmeyi başardıktan
sonra, kaburga kemiklerine de dikkat ederek, kılıcı kabzasına kadar yutabilme
yeteneğini kazanmış.

Kılıç yutmayı evde kendi kendine öğrenmeye kalkışmak son derece tehlikelidir.
Hele bu numarayı yaparken konuşmayı profesyoneller düşünmezler bile. Yutmadan
önce ve sonra kılıcın steril hale getirilmesi de çok önemli bir husustur.

Çok az da olsa katlanabilir kılıçları kullanan bazı hilebazlar ortaya çıkınca,
Mannix kılıcı gerçekten yuttuğunu ispatlayacak başka numaralara geçmiş. Özel
olarak imal edilmiş, çok ince kalınlıktaki, elektrik bağlantıları sadece bir
tarafında bulunan, ‘U’ şeklindeki bir neon tübü yutmuş. Elektrik verilip neon
lambası yanmca, ışık vücudunun dışından da görülmüş. Böylece bu tip şeyleri
gerçekten yuttuğunu ispatlamış.

Mannix ve asistanları işi öyle geliştirmişler ki, kızgın, kızarmış kılıçları
yutma numaraları bile yapmışlar. Tabii önce asbest bir kılıç kınını yutarak.

daha fazlası www.forumover.com


Yapıştırıcıların yapıştırması olayı

Ekim 12, 2009

Yapıştırıcıların sağladığı yapışma olayı
aslında kimyasal bir reaksiyondan başka bir şey değildir. Tabiatta evini yapan
arı, kayalara ve gemilerin su altındaki kesimlerine tutunan midye gibi çok iyi
yapıştırıcı üreten canlıların sayısı az değildir.

Yapıştırıcıların hikayesi tarih öncesi çağlara kadar uzanıyor. Mağara
duvarlarına resim benzeri şekiller yapan atalarımız bunları duvarlara yumurta
akı, kurumuş kan ve su bitkilerinin özleriyle sabitliyorlardı.

Sonraları, milattan önce 3 500 yıllarından başlayarak eski Mısırlılar ve
Sümerler hayvan derilerini ve kemiklerini kaynatarak daha sağlam yapıştırıcılar
yapmayı öğrendiler. Günümüzde imalatçılar yapıştırıcıları sentetik malzemeler
kullanarak yapıyorlar. 250 temel maddeden binin çok üstünde özel türler
üretiyorlar.

Yapışma olayında benzer veya ayrı malzemeden iki madde, bir de yapışkan gerekir.
Burada en önemli görev yapıştırıcıdadır. Yapıştırıcının moleküllerinin diğer iki
madde molekülleri ile birleşme eğilimi gösterir bir yapıda olmaları

gerekmektedir.

Aslında iki maddeyi birbirlerine ideal bir şekilde yaklaştırabilsek yapıştırıcı
bile kullanmadan birbirlerine yapışabilirler. Her iki maddenin yüzeylerindeki
atomların farklı kutupları birbirlerini çekerler. Pratikte ise bu oluşumu
sağlamak mümkün değildir.

Atomların birbirlerini çekebilmeleri için iki cismin yüzeyleri arasındaki
mesafenin milimetrenin 10 milyonda birini geçmemesi gerekir. Oysa son derecede
pürüzsüz olarak görülen bir cismin bile yüzeyinde milimetrenin on binde dördü
kadar yükseklikte girinti ve çıkıntılar vardır.

Bu durumda her iki malzeme aynı cins olsalar bile yüzeyleri hiçbir zaman ideal
düzlükte olamayacağından, aradaki boşlukları doldurmak, en fazla miktarda bağ
oluşturarak moleküllerin birleşmesini sağlamak için araya bir yapıştırıcı
gerekir.

Yapıştırıcının akıcı ancak kuruduğunda katılaşıp kolay kolay kopmayacak
özellikte, yüzeylerin ıslanabilir, tamamen temiz, toz ve yağdan tamamen
arındırılmış olmaları gerekmektedir. Peki nasıl oluyor da bu kadar güçlü olan
yapıştırıcılar tüpün içinde tüpe yapışmadan durabiliyorlar?

Bir çok yapıştırıcının içinde iki tür katkı malzemesi vardır. Biri yapıştırıcı
sıvının moleküllerini birleşmeye zorlar, stabilizer denilen diğeri de tersi.
Tüpün içinde bunlar bir halatı birer ucundan çeken iki kişi gibidirler. Tüpün iç
yüzeyi tamamen nötr olduğundan biri diğerine üstün gelemez, denge halindedirler.
Yapıştırıcı tüpten çıkınca havadaki nem stabilizer kısmının etkinliğini yok
eder, yapıştırıcı sertleşir ve sürüldüğü yere yapışır.

Yapıştırılacak yüzeylere yapıştırıcıdan ince bir tabaka sürülmesi tavsiye edilir
çünkü fazlası yapıştırıcının kendi içinde bağlar oluşturup sertleşmesine yol
açar.

Tüpün kapağı açıldıktan sonra ağız kısmında görülen ve tüpün kullanılması için
delinen sızdırmaz kısım da yapıştırıcının hava ve nem alıp tüpün içine
yapışmaması için alınmış bir tedbirdir.

daha fazlası www.forumover.com


dünyada yaşamış insan sayısı

Ekim 12, 2009

Bunu kesin hatta yaklaşık olarak bilmek bile
zor, çünkü evrim teorisi daha tam açıklığa kavuşmuş değil. İnsanı ne zamandan
başlayarak insan nüfusuna dahil etmek gerekiyor hususu üzerinde bir fikir
birliğine varılabilmiş değil.

Maymunlar gibi ellerini ayak gibi kullandığı zamanlardan mı, iki ayağı üzerine
kalkmayı başardığı zamandan beri mi, yoksa toplumsal yapıda belli bir üretim
yapabildiği, yani diğer canlılardan ayrı olarak içgüdüleri yerine aklını
kullanmaya başladığı zamandan beri mi inşam “insan” saymak gerekiyor belli
değil.

Tabii ilk insanlar da on binlerce yıl yiyecek bulma ve yaşama kaygılarından
nüfus sayımına vakit ayıramadılar. Tahinini olarak bu sayının 60 milyar ile 110
milyar arasında olduğu sanılıyor. Resin sayı vermeyi seven araştırmacılar ise

dünyada 200 bin yıldan bu yana 70 milyar insanın doğup öldüğünü söylüyorlar. Şu
anda dünya nüfusunun 6 milyarı geçtiği hesaba katılırsa şu fani dünyadan gelip
geçmiş insanların neredeyse yüzde 10′u hala aramızda.

Kaynak:Atma Bilgiler

daha fazlası www.forumover.com



İşte uyuşturucunun ibret verici hali

Ekim 12, 2009

Uyuşturucunun İnsan Bedenine Verdiği Zararları Anlatan İbret Verici
Resimler…

lütfen çocuklarınıza ve çevrenizdekilere bu konuda duyarsız kalmayalım.


haberler www.forumover.com


urfada 8 köşe domates

Ekim 11, 2009

Şanlıurfa
Siverek’te semt pazarından alınan bir kasa domatesin içerisindeki ’sekiz köşeli’
domates görenleri şaşırttı. İlçede 15 yıldan bu yana lokanta
işletmeciliği yapan İsmail Boynukara, lokantası için her sabah alışveriş
yaptığını, ancak yapısal özelliği farklı bir domatesle ilk kez karşılaştığını
ifade etti.Boynukara, lokantada sergilediği domatesin müşterilerin de ilgisini çektiğini
söyledi.

daha fazlası www.forumover.com


ıspanak tatlısı

Ekim 11, 2009

Cahidenin Ellerinden Ispanalı Sütlü Tatlı Tarifi İçin Tıklayınız

Artık
‘ben ıspanak sevmem’ dönemini bitiren mutfak harikası Manisa’da pişirildi.
Müşterilerine sıra dışı bir lezzet arayan restoran Ispanak tatlısını keşfetti.Manisa nın Turgutlu ilçesinde bir lokanta sahibi Kış Mevsiminin vazgeçilmez
sebzelerinden olan Ispanak ın tatlısını yaptı. Sofralarımıza sulu yemeği,
kavurması ve böreğiyle girerdi ıspanak bir zamanlar. Turgutlu’da ilk defa bir
balık lokantasında yapılan ıspanak tatlısı müşterilere ikram edilmeye başlandı.Barış ve Müjdat Erbaş’ın işletmeciliğini yaptıkları mekânda müşterileri her
çeşit deniz ürünü bulurken, Ispanak tatlısı ile müşterileri şaşırtıyorlar.

Ispanak Tatlısını ilk defa tadan müşterilerinin daha sonraki gelişlerinde
yemek sonrasında kesinlikle bu tatlıdan mutlaka istediklerini belirten Barış
Erbaş “Müşterilerimize sadece deniz ürünleri ve yine deniz ürünlerinden oluşan
soğuk mezelerimizle hizmet veriyorduk. Mekânımızı ilginç kılmak için Ispanak
Tatlısını yaptık. Tatlımıza gösterilen ilgiden çok memnunuz ve müşterilerimizi
memnun etmenin mutluluğunu yaşıyoruz Türkiye de ilk defa biz yapıyoruz ”dedi.

daha fazlası http://cahideninelleri.wordpress.com
ve www.forumover.com