Sözlük Nedir? Sözlük Hakkında

Ağustos 17, 2010

Bir dilin veya dillerin kelime haznesini (sözvarlığını), söyleyiş ve yazılış şekilleriyle veren, kelimenin kökünü esas alarak, bunların başka unsurlarla kurdukları sözleri ve anlamlarını, değişik kullanışlarını gösteren eserlere sözlük denir.

Sözlükler kelimelerin anlamlarını veya farklı dillerde ki anlamlarını açıklayabilir. Sözlüklerde bir kelimenin birden fazla anlamının olduğu durumlar olabilir, fakat genelde ana anlamı ilk başta gösterilir. Birçok sözlük kelime ile ilgili; okunuşu, dilbilgisi, türemiş kelimeleri, tarihi, etimolojisi, resim, kullanım bilgisi, deyim veya cümle içinde kullanımı hakkında bilgiler de verebilir. Sözlükler genelde kitap halinde bulunmaktadırlar.Sözlükler tek dilli veya çok dilli olabilir. Genel veya özel alanlarla ilgili sözlükler hazırlanabilir.

Sözlüklerde madde başlarını a-be-ce sırası takip eder. Arap harfli eski sözlüklerde madde başı Arapça kelimenin üç harfli kökünün son harfi esas alınarak sıralanırdı. XIV.-XV.yüzyıllar arasında yaşamış olan el-Kamûsü-ı-Muhît (Okyanus Sözlüğü) adlı eseri Türkçeye çeviren Mütercim Asım bu sistemi kullandı.

İlk sözlük olarak İskenderiye Müzesi kütüphanecisi Bizanslı Aristophanes’in hazırladığı eser kabul edilir. İslam dünyasında en önemli sözlük X. yüzyılda yaşayan Fârâblı İsmail Cevheri’nin Sihâh adlı Arapça eseri. Vankulu Lügatı diye bilinen Müteferrika’nın bastığı ilk kitap da bir Sihâh çevirisidir. Türk kültüründe ilk sözlük ise Kaşgarlı Mahmut’un Türkçe’den Arapça’ya Divanü Lügati’t-Türk’üdür.

Kaynak: Namık Kemal Üniversitesi Sözlük

Reklamlar

trakyada broşür dağıtımı işleri

Mart 27, 2010

Tekirdağ, Çerkezköy,Saray, Marmara Ereğlisi, Çorlu, Muratlı,Malkara, Şarköy, Kırklareli, Lüleburgaz, Vize, Havsa, Babaeski, Keşan, Gelibolu, Edirne, Sülooğlu,Lalapaşa, Uzunköprü,Enez, Silivri tüm trakyada broşür dağıtımı ve reklam hizmetleri için trakyareklamdagitim.com hizmetinizde.

karvizit trakyareklam2

*Broşür dağıtımı
*El ilanı dağıtımı
*Bülten dağıtımı
*İnsert dağıtımı
*Katalog dağıtımı
*Dergi dağıtımı
*Gazete dağıtımı
*Ürün dağıtımı
*Adresli-adressiz dağıtım
*Kredi kartı ve ekstre dağıtımı
*Her türlü kuryelik işlemleri

*Bilboard *Afişleme *Tanıtım *Davetiye *Kartvizit  *Promosyon standları *Tattırma standları *Standlara bay/bayan eleman temini  *Market promosyonları  *İşyeri giydirme *Açılış etkinlikleri ve süsleme *İşyeri süsleme *Mekan tanıtımları için adres   www.trakyareklamdagitim.com
Telefon: 0546 247 3633

İstek dahilinde gerçekleştirilebilecek diğer orgazisyon işlemleri:
· Sanal Mağazamız
· İndirimli Doğum Günü Paket
· İndirimli Açılış Org Paketleri
· Açılış Kokteyl Organizasyonu
· Doğum Günü Organizasyonu
· Palyaço Animasyon Hizmeti
· Ses Işık Görüntü Sistemleri
· Sünnet Düğünü Süslemeleri
· MAğaza Açılış Organizasyon
· İşyeri Açılış Organizasyonu
· Robot Adam Dans Gösterisi
· Kurumsal Organizasyonlar
· Palyaço Animator Kiralama
· Reklam Tanıtım Hizmetleri
· Market Açılış Organizasyon
· Kurumsal Şirket Piknikleri
· Ekipman Kiralama Hizmeti
· Doğum Günü Süslemeleri
· Ramazan Organizasyonu
· Doğum Günü Kutlamaları
· Balon Süsleme Hizmetleri
· Mağaza Süsleme Hizmeti
· Garson Kiralama Hizmeti
· Kiralık Ses Işık Sistemleri
· Organizasyon Etkinlikleri
· Organizasyon Hizmetleri
· Kostümlü Hediye Servisi
· Masa Sandalye Süsleme
· Broşür Dağıtım Elemanı
· Özel Gün Organizasyonu
· Yıl Sonu Okul Şenlikleri
· Dönemsel Organizasyon
· Süsleme Organizasyonu
· Kutlama Organizasyonu
· Latin Cha Cha Bandosu
· Animasyonlu Yiyecekler
· Nişan Davet Süslemeleri
· Balon Süsleme Çeşitleri
· Festival Organizasyonu
· Sünnet Düğünü Kokteyl
· Organizasyon Servisleri
· Organizasyon Firmaları
· Organizasyon Şirketleri
· Ev Parti Organizasyonu
· Eğlence Organizasyonu
· Kokteyl Organizasyonu
· Sünnet Organizasyonu
· Konser Organizasyonu
· Fuar Stand Etkinlikleri
· Düğün Organizasyonu
· Fuar Hakkında Bilgiler
· Piknik Organizasyonu
· Tanıtım Organizasyon
· Müzik Organizasyonu
· Fuar Stand Hizmetleri
· Palyaço Kostüm Satiş
· Şirket Organizasyonu
· Baskılı Balon Hizmeti
· Balon Dekorasyonu
· İşyeri Açılış Süsleme
· Davet Organizasyonu
· Nişan Organizasyonu
· Ses Sistemi Kiralama
· Düğün Nişan Kokteyl
· Volkan Konfeti Show
· DJ Kiralama Hizmeti
· Açılış Organizasyonu
· Parti Organizasyonu
· Fuar Organizasyonu
· Dans Show Grupları
· Plazma TV Kiralama
· Süsleme Hizmetleri
· Düğün Hazırlıkları 1
· Düğün Hazırlıkları 2
· Düğün Hazırlıkları 3
· Düğün Hazırlıkları 4
· Düğün Hazırlıkları 5
· Üniversite Şenlikleri
· Belediye Şenlikleri
· Açılış Süslemeleri
· Karaoke Kiralama
· SÜNNET DÜĞÜNÜ
· Çoçuk Tiyatrosu
· Düğün Süsleme
· Palyaço Servisi
· Pinyata Servisi

*Bilboard *Afişleme *Tanıtım *Davetiye *Kartvizit  *Promosyon standları *Tattırma standları *Standlara bay/bayan eleman temini  *Market promosyonları  *İşyeri giydirme *Açılış etkinlikleri ve süsleme *İşyeri süsleme *Mekan tanıtımları için adres   www.trakyareklamdagitim.com
Telefon: 0546 247 3633


Neden çok yaşa denir ? anlamı

Ocak 12, 2010

Hapşıran bir kişiye ‘çok yaşa’ demek adeti hemen hemen her kültürde vardır.
Anlam olarak biraz değişik de olsalar sonuçta aynı kapıya çıkarlar. Hapşıranlara
İngilizlerin ‘God bless you’, Almanların ‘gesundheit’, İtalyanların ‘felicita’
deme adetlerinin kökeni, hapşırmanın kişi için önemli bir tehlike olduğuna
inanılan çok eski zamanlara gider.

İnsanlar asırlar boyu yaşamın sebebinin ruh olduğuna, ruhun ise insanın başı
içinde olduğuna, hapşırmanın bu hayati güce zarar verebileceğine inandılar.
Hapşırmanın soğuk algınlığı ile ilişkili olması bu inanış; güçlendirdi. İnsanlar
hapşırıklarını tutabilmek için her yolu denediler.

Milattan önce dördüncü yüzyılda Aristo ve tıbbın babası sayılan Hipokrat’ın
öğretileriyle insanlar, hapşırmanın başın yabancı maddelere karşı bir savunma
refleksi olduğunu öğrendiler. Hapşırma bir hastalığın başlangıcı olduğundan
hastalığın sonunun kötü bitmemesi için hapşırana ‘uzun yaşa’, ’sağlıklı yaşa’
gibi sözlerin söylenmesi adeti bu zamanlarda başladı.

Yaklaşık yüz yıl sonra Romalılar hapşırmanın iyi bir şey olduğuna, insanı
hastalıktan koruduğuna, hapşırığı tutmanın hastalığın kuluçkaya yatmasına belki
de ilerde ölüme sebep olabileceğine inandılar. Artık hapşıranlara ‘tebrikler’
veya ‘iyi şanslar’ deniliyordu.

Hapşırana ‘çok yaşa’ denilmesinin kökeni birçok kültürde bu şekilde olmasına
rağmen bir Hıristiyanlık deyimi olan ‘God bless you’ (Tanrı seni takdis etsin)
cümlesinin kökeni ayrıdır. Altıncı yüzyılda İtalya’da bulaşıcı ve öldürücü veba
hastalığının tüm şiddeti ile başlaması ve bu hastalığın belirtisinin kronik
hapşırma olması nedeniyle, hapşıranlara ‘God bless you’ denilmesi Papa
tarafından yasa olarak yayınlanmış ve mecbur kılınmıştır.

Bu yasa ile ayrıca hapşıranın çevresinde ‘God bless you’ diyecek kimse yoksa, o
kişinin kendi kendisine ‘God help me’ (Tanrı yardımcım olsun) demesi de tavsiye
edilmiştir.

Genelde ‘çok yaşa’ diyene ’sen de gör’ yani ’sen de benim yaşamımı görecek kadar
çok yaşa’ denilmesi de adettendir. Hapşırana ‘çok yaşa’ deyince hapşırmanın
kesileceğine inananlar da vardır.

daha fazlası www.forumover.com


Anneler günü tarihçesi

Kasım 27, 2009

Anneler gününün nereden kaynaklandığını anlatanlar günün yaratıcısı olarak
hep annesini kaybetmiş olan küçük bir kızdan bahsederler. Gerçekte ise bu fikri
hayata geçiren Anna Jarvis annesini 1905 yılında kaybettiğinde 41 yaşındaydı.

Asıl mesleği öğretmenlik olan 1864 doğumlu Anna Jarvis, 1902 yılında babası
ölünce annesi ile beraber ABD’de, Philadelphia’da yaşamaya ve çalışmaya başladı.
Üç yıl sonra 9 Mayıs 1905′de de annesini kaybetti. Sürekli annesi ile beraber
yaşamasına rağmen öldükten sonra “Ona hayatta iken gerekli ilgiyi
gösteremediği”ne inanıyor ve bunun ezikliğini duyuyordu.

İki sene sonra Mayıs’ın ikinci pazarında, annesinin ölüm yıldönümünde
arkadaşlarını evine çağırdı ve bu günün anneler günü olarak ülke çapında
kutlanması fikrini ilk onlara açtı. Fikir kabul gördü, anneler memnun kaldı,
babalar itiraz etmedi, Amerika’nın önde gelen bir giysi tüccarı da finansal
desteği sağladı.

İlk anneler günü Jarvis’in annesinin 20 yıl süresince haftalık dini dersler
verdiği Grafton’daki bir kilisede, 10 Mayıs 1908′de, 407 çocuk ve annesinin
katılımı ile kutlandı. Jarvin her bir anneye ve çocuğa kendi annesinin en çok
sevdiği çiçek olan karanfillerden birer tane verdi. O günden sonra, temizliği,
asaleti, şefkati ve sabrı ifade eden beyaz karanfil Amerika’da anneler gününün
sembolü olarak kabul edildi.

Sıra anneler gününü “milli bir gün” olarak kabul ettirmeye gelmişti. Jarvis,
tarihte tek bir kişi tarafından gerçekleştirilen en başarılı mektup yazma
kampanyası ile gazete patronlarından işadamlarına, devlet adamlarından din
adamlarına kadar ulaşabildiği herkese bu fikrini iletti. Fikir o kadar çok ve
çabuk kabul gördü ki, Senato onaylamadan çok önce, bir çok eyalet ve şehirde
anneler günü kutlamaları gayrı resmi olarak başlatılmıştı bile.

Sonunda 8 Mayıs 1914′de Senato’nun onayı, Başkan Wilson’ın da imzası ile
Mayıs’ın ikinci pazarı ‘Anneler Günü’ olarak resmen ilan edildi. Çok kısa sürede
diğer ülkelere de yayılan bu gün çiçek ve tebrik kartı satışlarının tavana
vurduğu bir gün oldu.

Anna Jarvis sonunda muradına ermiş, kampanyasını başarı ile sonuçlandırmıştı ama
kendi hayatı pek mutlu sonla bitmedi. Yoğun çalışmadan evlenmeye ve çocuk sahibi
olmaya fırsat bulamadı. Her anneler günü onun için bu yönden acı oldu.

Daha ziyade dini ağırlıklı bir kutlama olarak düşündüğü bu günden ticari çıkar
sağlamaya çalışanlara karşı hukuki savaş açtı. Davaların hepsini kaybetti.
Dünyadan elini eteğini çekti. Bütün gelirlerini hatta ailesinden kalan evini
bile kaybetti.

Kalan hayatını- adadığı, gözleri görmeyen kız kardeşi Elsino-re’da 1944′de
ölünce sağlığı da tehlikeye girdi. Dostları ona destek vererek son yılını
sanatoryumda geçirmesini sağladılar. Bütün dünya annelerinin en azından senede
bir gün mutlu olmalarını sağlayan Anna Jarvin, mutsuz, yarı görmez ve yalnız bir
şekilde 1948′de 84 yaşında öldü.

Ülkemizde de Türk Kadınlar Birliği’nin girişimi ve önerisi üzerine 1955 yılından
beri Mayıs ayının ikinci Pazar günü ‘Anneler Günü’ olarak kutlanmaktadır.

 

 

daha fazlası www.forumover.com


Sela verilmesi !

Kasım 25, 2009

Ezan Müslümanlıkta namaz vaktini bildirmek
ve namaza çağırmak için minareden yüksek sesle ve makamla okunan, kalıplaşmış
kutsal sözlerdir.

Hicretten sonra Medine’de uzakta oturan Müslümanlara namaz vaktinin geldiğini
bildirmek gerekiyordu. Boru veya çan çalınması, ateş yakılması, mescidin damına
bayrak asılması başka dinlere ait özelliklerdi. Önceleri bu çağrı görevi Bilal-i
Habeşi’ye verildi. O sadece yüksek sesle ‘el-salat’ (namaza) veya ‘el-salatu
cemian’ (toplu olarak namaz) diye sesleniyordu. Namaz vakitleri bir süre böyle
bildirildi.

Bir gün Abdullah bin Zeyd gördüğü rüyada öğrendiği sözleri Hz. Muhammed’in
isteği ve onayı ile Bilal-i Habeşi’ye öğretti. Böylece sözleri kesinleşen ezan o
tarihten sonra İslam dininin en önemli simgelerinden biri haline geldi. Ezan
önceleri yüksek binaların üzerinde okunuyordu, ilk minare hicretin 58. Yılında
Muaviye zamanında Mısır Valisi Mesleme bin Muhalled tarafından Amr Ibnül-As
camiinin yanına yapıldı.

Müslüman ülkelerde ezanla doğup, ezanla yaşayanlar için ezan yaşamın ayrılmaz
bir parçasıdır. Ancak cuma günleri, cuma namazından önce verilen salanın ne
anlama geldiğini çoğu kişi bilmez. Bir cenaze olduğunda da verildiğinden
bazıları salanın ölümle ilgili olduğunu sanır.

‘Sala’, dua, namaz, ahret anlamlarına gelir. Genel anlamda Hz. Muhammed’e
Allah’tan selam ve esenlik dileyen bestelenmiş dualardır. Salanın tarihi ezana
göre oldukça yenidir. Müslümanlığın başlangıcında minarelerden sala vermek adeti
yoktu. Cuma namazından önce sala verilmesi usulü ilk defa 1300 yılında Mısır
hükümdarı Melik Nasır Kalavun’un emriyle uygulamaya sokulmuştur.

Salavat, Hz. Muhammed’e ve onun soyundan gelenlere saygı ifade etmek için okunan
dualardır. İnsanların tehlikeli bir durumla karşılaşınca ’salavat getirmesi’
deyimi de buradan kaynaklanır. Sala vermek bir açıdan minareden salavat okuyarak
namazı haber vermek olarak da kabul edilebilir.

Sala eskiden çeşitli vesilelerle daha sık verilirmiş. Zamanımızda genellikle
cuma namazları, bayram namazları, zaman zaman da sabah namazlarından önce
verilmektedir. En bilineni cuma günleri namazdan bir saat veya 45 dakika önce
verilen cuma salaşıdır.

Cenaze için kılınacak namazı haber vermek amacı ile de sala verilir. Eskiden
cenaze salası sadece önemli, hatırlı, varlığı yaşadığı çevreye şeref ve itibar
kazandırmış kişiler için verilirmiş. Günümüzde yakınlarının talebi halinde
herkes için verilmektedir.

daha fazlası www.forumover.com


Noel baba gerçekmi ? ve tarihçeçesi

Kasım 23, 2009

Ren geyiklerinin çektiği kızağıyla, göbekli,tombul yanaklı, beyaz sakallı, kırmızı giysili Noel Baba kişiliği hangi dinden
olursa olsun tüm dünyada benimsenmiştir. Noel Baba’nın asıl ismi Aziz Nikola’dır.
Üçüncü yüzyılda Antalya’da, Myra’da (bugünkü ismi Demre) dünyaya gelen Nikola
yaşamının büyük bir bölümünü geçirdiği Anadolu’da yaptığı iyiliklerle
efsaneleşerek aziz mertebesine yükselmiş, zamanla denizcilerin de koruyucu azizi
olmuştur.

Aziz Nikola’nın kızağını çeken ren geyikleri yerine yaşlanmış bir eşeği vardı.
Noel öncesi değil, 6 Aralık olan Hıristiyanların yortu gününde çevreyi dolaşır,
hediye dağıtırdı. Aziz Nikola geleneğine en çok sahip çıkan ve onu Amerika’ya
taşıyan Hollandalılar oldu. Hollanda dilinde Saint Nicholas ismi ‘Sinterklaas’
diye yuvarlanarak söyleniyordu. Bu söyleyiş şekli zamanla ‘Santa Claus’ halini
aldı.

Noel Baba’nın başlangıçta Avrupa’da da eşeği vardı. 16. yüzyılda Hollanda’da
çocuklar Santa Claus’un gelmesine yakın kapılarının önüne, içi eşeği için
hazırlanmış yiyeceklerle dolu tahta ayakkabılar bırakırlardı. Santa Cİaus da
bunun karşılığında ayakkabılara çeşitli hediyeler koyuyordu. Amerika’da ise
ayakkabıların yerlerini bacaların ve şöminelerin kenarlarına asılan çoraplar
aldı.

Noel Baba’nın kızaklı, ren geyikli, canlı, kırmızı giysili, kalın sesli gülüşlü
kimliği Amerika’da gelişti. Ren geyikleri çok önem verildikleri Kuzey Avrupa
kültüründen aktarıldılar. Bugünkü kimliğinin detayları ilk olarak Clement Clarke
Moore’un bir çocuk şiirinde belirlendi. Kırmızı yanaklı, göbekli, beyaz sakallı
Noel Baba’nın görsel imajını, 19. yüzyılda çizgi roman ressamı Thomas Nast
yarattı.

Dünya nüfusu 2000 yılında 6 milyara ulaştı, her sene de yaklaşık 84 milyon
artıyor. Bunun 2 milyarı 18 yaşın altında. Her ne kadar Noel Baba inancı sadece
Hıristiyanlık değil diğer dinlere de yayılan bir nevi ortak kültür haline
gelmişse de yılbaşında Noel Baba’dan hediye uman çocuk sayısının 400 milyon
civarında olduğunu kabul edebiliriz. Bu da her evde ortalama 3 çocuk hesabından
130 milyon ev yapar.

Bu durumda Noel Baba 24 saatte 130 milyon evi, yani saniyede 1.500 evi dolaşmak
zorundadır. Noel Baba’nın saniyenin binde birinden daha kısa bir sürede
geyikleri çatıya park edip, bacadan girip, hediyeyi bırakıp, yine aynı yoldan
evi terk etmesi gerekmektedir.

Evlerin birbirlerinden uzakta hatta ayrı ayrı kıtalarda olduklarını hesaba katıp
aralarının ortalama bir kilometre olduğunu kabul ettiğimizde Noel Baba’nın bir
günde kat etmesi gereken mesafe 130 milyon kilometre olur ki bu da yolculuğunu
saniyede l.500 kilometre hızla yapmasını gerektirir. Bu hız ses hızından 4.500
kat daha yüksektir.

Her bir çocuğa getirdiği hediye, ambalajı ile birlikte bir kilogram olsa Noel
Baba’nın toplam hediye ağırlığı 400 bin ton yapar. Dünyanın en büyük
transatlantiğinin beş katı olan bu yükü 8 adet ren geyiği çekemez. Her seferinde
2 ton taşısalar bir günde 200 bin kere ana depoya gidip gelmeleri gerekir. İşte
burada hesaplar karışıyor. Noel Baba’nın yolculuğunu neredeyse ışık hızına yakın
bir hızla yapması gerekiyor. Ama unutmayalım ki hayal gücünün hızı yanında ışık
hızı bile hiç kalır.

Noel Baba’nın işi gerçekten çok zor görünüyor. Siz onun bir sene boyunca
ortalarda gözükmediğine bakmayın. O sırada Kuzey Kutbu’nda yaşadığı Kahkaha
Vadisi’nde, yardımcıları, cinleri, perileri, çocukları ve sevgili eşi ile
birlikte, yıl boyunca harıl harıl çalışarak Noel’de çocuklara dağıtacağı
hediyeleri üretir. Ren geyikleri de dinlenip bu zorlu yolculuk için güç
toplarlar.

 

Yılbaşı Noel Kızları Resimleri 🙂

Noel ana :d

 

 

 

 

 

daha fazlası www.forumover.com


At nalı ve şans !!!!

Kasım 21, 2009

Atların bulunduğu her ülkede at nalı uğurlu
olarak kabul edilir. Bu nedenle, her çağda, her ülkede batıl inançların içinde
en yaygın ve en güçlüsü olmuştur.

Demir yeryüzünde keşfedildiği zaman insanlar onun Tanrılar tarafından, büyücüler
ve şeytana karşı gönderilmiş bir güç olduğuna inandılar. Ayrıca eski çağlarda
‘U’ şeklinin de özel bir anlamı vardı. Ay’ın hilal konumuna benzer şekliyle
bolluğu, iyi talihi ve koruyucu gücü temsil ediyordu.

Bir nalın yedi tane demir çivi ile çakılması da, yedi sayısının uğurlu
sayılmasından dolayı inanışı destekliyordu. Diğer taraftan cadıların uçmak için
süpürge sapını tercih etmelerinin nedeninin atlardan korkmaları olduğuna
inanılıyordu. Bu nedenle at nalı tarihte büyücülere karşı da kullanılmış, büyücü
olduğundan şüphe edilen yaşlı kadınlar öldürülünce bir daha geri gelmemeleri
için tabutlarının üzerlerine birer at nalı çakılmıştır.

Hıristiyanlıkla birlikte kilise birçok inançta olduğu gibi, at nalı ile ilgili
kendi hikayesini yarattı. Bu hikaye onuncu yüzyılda geçiyor.

Canterbury Kilisesi’nin başpiskoposu St. Dunstan din adamı olmadan önce
nalbantlık yaparmış. Bir gün şeytan kılık değiştirerek işyerine gelir ve at
ayağı şeklindeki ayaklarına nal takmasını ister. St. Dunstan şeytanı hemen tanır
ve ona “ayaklarına nal takabilmesi için onu duvara zincirlerle bağlaması
gerektiğini” söyler.

Şeytanı çok sıkı bir şekilde duvara bağlayan nalbant nalın çivilerini o kadar
acı ve ızdırap verecek şekilde çakar ki sonunda şeytan aman dilemek zorunda
kalır. Nalbant şeytana bir daha Allah’a inanan hiçbir insanın evine
girmeyeceğine dair söz verirse serbest bırakacağını söyler.

Şeytan “Peki, o insanları nasıl ayırt edeceğim” diye sorunca da nalbant bir süre
düşünür, elindeki nalı havaya kaldırır ve “İşte işaret bu olacak” der, “bunu
kapısının üstünde gördüğün hiçbir eve girmeyeceksin.”

At nalı kapıya gelişigüzel asılmaz. Kapının tam üzerinde ve uçları yukarı
bakacak şekilde olmalıdır ki iyi şans uçlarından aşağı süzülüp gitmesin. At
nalını geceleri uykularında kabus görmemek için yatak odalarına asanlar da
vardır. Zamanımızda ise at nallarının nazar boncuğu gibi elde taşınması revaçta.

 

daha fazlası www.forumover.com